Zıtlıkların ve 'Mükemmeliyet'in Ülkesinden Selamlar
Finlandiya bizim ülkemize ilk gelen yabancı turistlerin memleketi olduğundan mı yoksa sarışın olgusunun bizde yarattığı heyecandan mıdır bilinmez insanda bir hayranlık uyandırıyor ilk duyduğunda. Gideceğini öğrendiğinde etrafınızdakilerde bir imrenme ve ya gurur duyma hali oluşuyor. Fakat gerçekten de öyle mi? Bu ülke herkesin güzel ve yakışıklı olduğu, kimsenin fakir olmadığı cennetten bir parça mı yoksa sadece bir efsaneden mi ibaret. Birlikte güzel bir maceraya çıkalım, ben sizin gözünüz kulağınız olayım siz de benim dostlarım olun.
Ülke aslında kısaca iki renkle özetlenebilir;
yeşil ve mavi..
Ama biz biraz daha derine girelim istersiniz :) İlk olarak havalimanına indiğinizde türkiyeden gelmiş olmanın acısını bol bol üşüyerek çekiyorsunuz, t-shirtle gezerken kendimi montların içinde buldum bir anda. Ama korkmayın aslında bu sadece ilk anda sorun oluşturuyor sonradan alışıyorsunuz.(tabi ben bu satırları yazarken daha sonbaharın başlarındayız onu da göz önüne almak lazım.) Havalimanına indiğimde birşeyin eksikliiğini hemen farkettim. gürültü yok! Aman allahım kimseden çıt çıkmıyor finlandiyanın başkentinin havalimanında sessizliğe gömüldüm. Atatürk havalimanından sonra ilk başta bir cennet gibi geliyor insana.
Pasaport işlemlerimi yaptırıyorum vezne de, Cem Yılmaz'ın replikleri geliyor aklıma ama aynısını yaşıyorum :) Ülkeye giriş yapmanın mutluluğunu yaşarken birden aklıma geliyor, saat altıdaki otobüse yetişmem gerekiyor ve yirmi dakikam var sadece. Hayatımda ilk defa geldiğim bir üke okduğunu ve dilleri hakkında en ufak bir fikrim olmadığınız varsayarsak gayet kısa bir süre.Bilgi edinme masasına(information ) sorduktan sonra koştura koştura otobüs duraklarına doğru gidiyorum. Ama yolda birini görüyorum, sanki tanıdığım birisini... Birden cesaretimi toplayıp soruyorum sizi harp okulundan tanıyor olabilir miyim diye o anda tanıyoruz birbirimizi. Harp okulundaki komutanım abim Muhittin komutanım. kısa süreli şaşkınlığın ardından geç kaldığımı hatırlıyorum ve lanet ediyorum zamana. Bu güzel sürprizin şaşkınlığıyla otobüsümü buluyorum ve bir ümit şoföre ingilizce soru soruyorum ama beni utandırırcasına şakır şakır ingilizce konuşuyor. Daha sonra anlayacaktım ki burada herkes ingilizce konuşuyor.
Otobüse binip Helsinki'den okulumun olduğu şehir olan Tampere'ye deoğru yola çıkıyorum. Açıkçası etrafı izleyerek giderim düşüncesindeydim fakat çok fazla o şansı yakalayamadım çünkü yolun bittiği yerden itibaren orman başlıyordu. Arada bir ormanın olmadığı yerlerde ise göl manzarası ve gün batımı....
Aklıma Büşra geliyor işte o zamanlar. Olsa da bir yorum alsam bulutlarla ilgili doğanın yarattığı güzelliklerle ilgili...
İşte bu da gördüğüm bir iki araziden biri.
8:30'da Tampere'ye vardığımda Cem beni karşıladı ve onun evine doğru yola çıktık. Bu şekilde üç ay sürecek olan erasmus maceramıza başlamış olduk. hadi hayırlısı...